1 Şubat 2013 Cuma

Ölü Şairler Mezarlığı


Ölü şairler mezarlığında bir köşede toplanmışlar,
Oturmuş sohbet ederler
Plath’ın başucunda süt ve kurabiye,
Sanki çocukları yemeyip getirmişler annelerine.
Bir yerde okumuştum diyor Sergey Yasenin;
Şairlerin ortalama ömrü yüzde atmış ikiymiş,
Yerinden fırlıyor Nilgün Marmara*, ne demek diyor
Ben öldüğümde yirmi dokuzumdaydım
Söze karışıyor Mayakovski,
Ortalama bu kızma hemen,
Hem sen seçmedin mi ölümü
Yaşama karşı ölüm deyip getirmedin mi sonunu,
Hesap mı soracaksın kalan senelerden, tanrıdan diyor gülümseyerek.
Susuyor Nilgün, soluk yüzü mezarlığa saçılıyor
Mezar taşlarında karanlık bastırıyor,
Derin iç çeken Atilla Jozsef söze giriyor,
Neden seçtik ölümü,
Bırakmak istemedik mi kadere, neden biz belirledik tarihi?
İlk aşkımdı, hayallerimin eşsiz kadınıydı
Çok sevmiştim,
Onu şimdi bir erkekle mutlu görünce dayanamadım,
Ve asıverdim kendimi
Sokağı ışıtan lambanın birine, diyor
Senelerce toprakta yıpranmış sesiyle Nerval,
Şair dostlarının Sokak lambasının önünde
Nasıl saygı ile beklediklerini anlatıyor sonra kahkahalarla,
Mayakovski sessizce izlemenin ardından söze giriyor;
Bazen sevgili bazen dost
Bizde üzülecek şey çok,
Bırakın şimdi dert yanmayı sıra kimde ise
Okusun şiirini…

Ölü şairler mezarlığında bir köşede
Akıyor şiir
Akıyor gece
Mezar taşları görmeden sinsice,
İçiyor şarabını yine Özge Dirik
Ve gülümsüyor ona Yasenin
Akıyor zaman
Susuyor yaşayanlar
Bir şiir yola çıkıyor
Gelip penceremde duruyor;

         “Şu yaşamda yeni değil ki ölüm
          Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamakta”*

Ve açılıyor
Ölü şairler mezarlığında
Bir köşede ki sohbette bir yer daha,
Duruyor gece, akıyor şiir…



*Sergey Yasenin’in son şiirinden.

Çağdaş Ünbal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder