aynı göğün altında
farklı bulutlardan medet umduk
kurudu toprağımız, göllerimiz
ve ekinlerimiz
aç kalktık dünyadan.
Çağdaş Ünbal
aynı göğün altında
farklı bulutlardan medet umduk
kurudu toprağımız, göllerimiz
ve ekinlerimiz
aç kalktık dünyadan.
Çağdaş Ünbal
tezgahlar dolu mandalina
tartsana biraz
yağmurun dövdüğü toprak
kahrolsun şu sinüzit
bütün pencereler açık aynı gazze’deki
gibi
bir şiir istiyorsun benden
halbuki bak yumruklarım sıkık
şimdi senin cemalinden nasiplenir
dostların
ben mahrum
yine kahrolsun yollar
aklım sende
aklım kışa girerken teninde
oluşan esmerlikte
hayır, yalan söyledim aklım
gazze’de
kahrolsun sinüzit
kahrolsun,
aklım burun deliklerimden akmada
varlığının taze ve sıcak
çekiciliği olmasa
gazze’de çocuklar ölmese
ve bir çare bulunsa sinüzite
toprak niyetine serilirim
yağmurun altına
koklasana..
Çağdaş Ünbal
ve ben
çiçeklenmiş bir kiraz ağacı gibi
asılı duracağım göğsünde.
tortusu ayrılıp da hayatın
kalınca bir başıma, bir göz odada
sen geleceksin önce aklıma
sonra aramayla yitirdiğim günlerim
toprağı ısıtan gülüşün kalacak bende bir
gerisi silinecek
yaşamın bütün cilveleri
açlık ve ayak tabanlarımdaki ağrı
paltosuz geçirilen kış
bilet bulamadığım mahşer günü
elbet yalnızlık.
yine de
çiçeklenmiş bir kiraz gibi
asılı duracağım göğsünde.
Çağdaş Ünbal
dağları çok sevdim
ve baharı
olmayacak düşler kurdum
uyur uyanık
kırkıma varmadan kanserle
tanıştım
unuttum isimlerini dostlarımın
iyi şiirler okudum
ömrüm çoğalmadı
tırnaklarımı uzamadan kestim
hep varacak gibi yürüdüm yollarda
ve utandım
yetişemediklerimden
yıllardır içimde ankara ayazı
ankaradan bunca yol uzakta
sahi eylül müydü en hüzünlüsü
son eylül
son ayaz
ellerimi sizlere bağışlıyorum
kış günlerinize
sıcaktır ellerim çünkü
bağışlayın
trenleri çok sevdim
ve çaresiz bekleyişleri garlarda
bunun türküsünü dinlemiştim
geldi çattı şimdi şurama
ne yapsam da göstersem size
içimdeki sarılmaları
bir de deniz
ne büyük kudret
korkmuyorum artık
ve kokmuyorum
ölüler kokmaz,
onlar sizin burnunuzun defosu.
Çağdaş Ünbal
Dalda bir kuş gibi
Kalbim,
Kuş yemişim, kirazım
Alacağım vardı bu hayattan
İnadım ve öfkem
Sen çıkageldin,
Sindi dereler
Işıkları yandı elektriksiz köylerin
Göğsümde bir şenlik alayı
Sana doğru yürüyen.
Bak ellerim nasıl da telaşlı
Kıyısında bir kentin
Bütün denizleri kucaklamış gibi
Dalda bir kiraz gibi
Kalbim.
Çağdaş Ünbal
eskimiş raylara
ki raylar hep eskidir
sararmış,
küflü bir ayrılık izidir
boş tarlaların kenarında
öylece eski raylara sırtımı verip
dağlara doğru yürüdüm
bir iz de ben bıraksam diye düşündüm
daha günaşıkları doğrultmamıştı bellerini
mayıs yağmurları düşmemişti toprağa
aklımı ve fikrimi dikip dağ başlarına
yürüdüm
ve ben yürüdükçe ayaklarımın altında kaydı dünya
yalnızladım
bir başıma kaldım bu yolda
masallar anlatılmayalı çok olmuştu
türkülere konu sevdalar yoktu
toplu taşıma ve egzoz
lanetli bir yeryüzünden
kaçışı arıyordu insan
başka dünyalara
ve ben yürüyordum
kusursuz bir dağ
mutlak bir yalnızlığa
önce sesler geride kaldı
o masal köyleri zaten yoktu
şiir olmasa hepsi bir efsaneden ibaretti
dünyanın doruğuna vardığımda
kendimle gelenleri ayıkladım bir zaman
eklemlerimden söküp attım
irin dolu konuşmaları, gülüşleri
kalmadı avucumda bir maden
bir beden olarak kaldım, orada.
olsun dedim,
dünyaya küsenin şemsiyesi olmaz
dişlerimi saydım fazlaydı
allah ve bulutlara inandım
inandıramadım kendimi
yalnızlıkların olmadığına.
kendime küstüm.
Çağdaş Ünbal
güzle birlikte
evini terk etti göçmen kuşlar
döndüklerinde aynı yuvayı bulmak umuduyla
döndüklerinde aynı çocukları bulamayacaklarını bile bile
lunaparklarda toplanma telaşı
işte güz,
soğukkanlı ve sebep ayrılıklara.bütün güzellemelerinden bağımsız
soğumasıyla dağların çehresinin,
soluk bir önlüğün geçirilmesiyle çocukların üstüne
eklemlerini sıcak tutmanın telaşı
yazılı değil
market broşürlerinde.
ayrılıklar ve
rafta kalmış gocuk
ellerimize yapışan,
kışla birlikte içlerine üfleyip ısıttığımız
diri tuttuğumuz umut.
Çağdaş Ünbal