21 Eylül 2017 Perşembe

Öylece


Eteğimizde beş okka taşla dibe salınıyoruz. Az kaldı. Sabreyleyin. Kimseniz artık.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Af Diyetine




külçeler yüklü değilim*
yokuşu koşabilirim
fakat bu enfarktüs
bu kan kokusu burnumda..

bir bulut geçti demince
serin ve üzerimden
heybemde bir şey yokmuş gibi
oturdum gözlüklerini düşündüm
buğday başakları arasından yükselen
tel direkler gibi hatırımda
bir bulut geçti de demin

ellerim
birer şemsiye
               gibi sallandı
                      durdu boşlukta

evet, oldu
demince.




Çağdaş Ünbal



18 Temmuz 2017 Salı

Badanasız Özdeyiş



seni öpmek bile gelmiyor içimden, bazen
adı ünlenen bir gelin oluveriyorsun
burnumun direklerinde
ağzında ifadesiz harf yığını
saçlarında çorap bozması toka
bilakis güzelsin aklın durağanlığında

seni balkona atan neyse
ondan muzdaribiz elbet hepimiz
şimdi bu temmuz gecesinde

ayak diresek
bozabiliriz bütün imar planlarını
biliyoruz,
gerekçemiz çok
ve bu bizi mağlup kılıyor
-siyah beyaz bir belgesel akıyor damarlarımdan-

kekre de değil
başka bir şey var bu aynalarda
hurçlar dolusu yaşanmamışlık
bakayım istiyorsun
-kendinle göz göze olmak
alışmanın kapısı
biliyorsun-

içime bir kadın ismiyle seslenmek
bir ihtimal
yağmuru çoğaltıyor
-bildiğimi sanıyordum.




Çağdaş Ünbal


21 Haziran 2017 Çarşamba

Sensin Veli!



öfkesini yitirmiş yığınlardan sıyrılıp
bak sevgilim bu dağdır,
koynunda rüzgar yarığı
eteklerinde suret
uzaklarında elbet bir yerlerin
yahut penceresinde bir hastanın
penceresinde
hastanın

yani çerçeveye sığabildiği kadar
ve karanlık akşamları,
suretleri soğuk
ateş yanmışlığı da var yücesinde
peygamber ağırlamışlığı da
adına ne dersen!

simitten dökülen susamda kalori hesabı
ödem sökücüler ve bitki çayları
ter içinde akşamlar koşu yolunda
modernite bir semt adı!

definini bir kaba koymuş komşular
(-ay ne şeker)
paylaşılan kablosuz
ve allah biliyor ya dağın yalnızca adı!

ölen öldüğüyle kalıyor
perdeler hep stor
zaten ne peygamber kaldı
ne ateş
herkes teşhir ürünü!

bitti.





Çağdaş Ünbal




9 Haziran 2017 Cuma

Gün Sızıntısı.



nöbetçi bir lunapark şimdi yüreğim
bir demet turna katarı

bütün balkonlarından şehrin
pasajlarından,
ötesinden sonra
dağlarından ve tepelerinden
seğirtmiş,
toplanmış cümle çiçekler
rahmine karımın

gazeller serilmişten evvel
kiraz filizlenmiş
ekin ki
göğün altında bronz
ve toprak
hiç olmadığı kadar bereketli

ellerimde karıncalar.




Çağdaş Ünbal






28 Mayıs 2017 Pazar

Morg Önü Söylencesi 3


perdelerden taşan güneşin kendisi
arsızca paçalarımıza bulaşan sarı
bak bu duvar
bak bu çaresizliğin nüfus kayıt örneği
şimdi git
ben seni ararım.

aklımla eyleşen süvari birlikleri
ve baharı tam tekmil selamlayanlar
balkon sefaları
ille de yetersiz sarhoşluklar
bilirsiniz.

bütün babalar fiyakalıdır
sararmış vesikalıklarda
ve kimse karanfil yetiştirmez rüyasında
buna izah gerekmez

ne varsa aklımızın kıyısına tutunmuş
bizi şah damarımızla takip eden
yerle yeksan
bir intihar teşebbüsü kadar yakın
yaz türlüsü kadar erken

çatılardan sonrası gökyüzü
kuşlar ve allah.




Çağdaş Ünbal







7 Nisan 2017 Cuma

Pasajlardan Taşan


                                                                                                 
gitmek istemenin duruşuna bakakalıyorum
-moda bu-

canım acıyor
çünkü çürüyen dişlerimin arasından çekilen küfür
gebe bırakılmış duygularımın kanaması yine de
ve elimden -susmak dahil-
hiçbir şeyin gelmemesi.

meydanlarda akan kalabalıkla
yıkandım yıllarca
kirim, pasım eksik olmaz, bağışıklık sistemim tavan
kilitledim kapıları ve bütün ziller bozuk
aynadaki suretim bumerang
bıkmışlığın bu kadarı
farkındayım
üstelik ceplerim antibiyotik dolu

şiirle silahlananlar talebeler,
kravatsız memurlar,
çiçekçiler
ve öfke,
sömürülen duygular
aramızda kıvrılan
dikenli dostluklar
bütün kahveleri toplasan dünyayla yaşıtlar

yine de seyran yerinde üryan bir şiir;

aklı bir karış havada
mor zemine sarı çizgileri olan bir zebra
yazmak vardı
yolunun üstündeki bütün duvarlara.




Çağdaş Ünbal