9 Haziran 2017 Cuma

Gün Sızıntısı.



nöbetçi bir lunapark şimdi yüreğim
bir demet turna katarı

bütün balkonlarından şehrin
pasajlarından,
ötesinden sonra
dağlarından ve tepelerinden
seğirtmiş,
toplanmış cümle çiçekler
rahmine karımın

gazeller serilmişten evvel
kiraz filizlenmiş
ekin ki
göğün altında bronz
ve toprak
hiç olmadığı kadar bereketli

ellerimde karıncalar.




Çağdaş Ünbal






28 Mayıs 2017 Pazar

Morg Önü Söylencesi 3


perdelerden taşan güneşin kendisi
arsızca paçalarımıza bulaşan sarı
bak bu duvar
bak bu çaresizliğin nüfus kayıt örneği
şimdi git
ben seni ararım.

aklımla eyleşen süvari birlikleri
ve baharı tam tekmil selamlayanlar
balkon sefaları
ille de yetersiz sarhoşluklar
bilirsiniz.

bütün babalar fiyakalıdır
sararmış vesikalıklarda
ve kimse karanfil yetiştirmez rüyasında
buna izah gerekmez

ne varsa aklımızın kıyısına tutunmuş
bizi şah damarımızla takip eden
yerle yeksan
bir intihar teşebbüsü kadar yakın
yaz türlüsü kadar erken

çatılardan sonrası gökyüzü
kuşlar ve allah.




Çağdaş Ünbal







7 Nisan 2017 Cuma

Pasajlardan Taşan


                                                                                                 
gitmek istemenin duruşuna bakakalıyorum
-moda bu-

canım acıyor
çünkü çürüyen dişlerimin arasından çekilen küfür
gebe bırakılmış duygularımın kanaması yine de
ve elimden -susmak dahil-
hiçbir şeyin gelmemesi.

meydanlarda akan kalabalıkla
yıkandım yıllarca
kirim, pasım eksik olmaz, bağışıklık sistemim tavan
kilitledim kapıları ve bütün ziller bozuk
aynadaki suretim bumerang
bıkmışlığın bu kadarı
farkındayım
üstelik ceplerim antibiyotik dolu

şiirle silahlananlar talebeler,
kravatsız memurlar,
çiçekçiler
ve öfke,
sömürülen duygular
aramızda kıvrılan
dikenli dostluklar
bütün kahveleri toplasan dünyayla yaşıtlar

yine de seyran yerinde üryan bir şiir;

aklı bir karış havada
mor zemine sarı çizgileri olan bir zebra
yazmak vardı
yolunun üstündeki bütün duvarlara.




Çağdaş Ünbal





26 Mart 2017 Pazar

İç Konuşma


bir sosyalleşme biçimi olarak kürtaj
kirli perdeler ve bahar
pencereden fışkıran polen
kriz vakti ve yoğun bakım
allahım bu ne acele!

toprakta uyuyakalmış tohum
rüyasında orman.

bir sosyalleşme biçimi olarak
muhabbet kuşu
yahut intihar
(ifade biçimidir bir yerde)
yatsıdan sonra kahve köşelerinde

kablosuzun şifresi kira
k büyük
allah da
diyorum
bakma burada olmadığına

altımetrekareden bildiriyorum
burasıdır dünya
hangi yöne dönsen
çarparsın yazdıklarına.




Çağdaş Ünbal


6 Mart 2017 Pazartesi

Öfke Üzerine Söylenceler


çıkınca o yokuştan
soluklansın diye yaşlı gürgen
ekmek ve hak aşkına
sevgilim piyasalardan ne haber?

ritmik delirmiş sokak lambaları
kediler ve berduşlar
belediye de toplamadı şunları ayol
seviyoruz ama fotojenik değiliz
bunu sana nasıl sussam?

mayomda güvercin pislikleri
benzin beş lira
deniz de ısınmadı daha
neymiş efendim
kendini kundaklamak istiyormuşcasına
öf
klimalar çalışmıyor
bu nasıl dergah!

sevgilim ben bu yaza hazır değilim
sonbaharda buluşalımmış
ekmek ve hak aşkına
yoksa bu bronzluk
incitebilir misafirleri

biletler fahiş
gişeler boş
sahnede bir şeyh-
başına kalmış

hü.




Çağdaş Ünbal





13 Şubat 2017 Pazartesi

Sirkeli Su



                                                         'bir yara dışardan olsa
                                                          halk ona bir merhem çalar'


gök şiddetinden savuruyor bu defa
loş bir mutfakta
küçük bir masanın başındayım ve
gök ile başlayan şiir kuruyorum

kalbim bir zamandır
yorgun bir su değirmeni gibi gıcırtılı
otuzumu yeni geçtim
bıyıklarım yeni sarardı tütünden
kalkıp bir başıma
gitmişliğim de yok amasra'ya
bunun gökle ilgisi varsa da
şiirin burası işgal altında

öylesine de gelebilirdi aklıma
bir kuşun süzülüşü
elbet gökte
sancılar ve terkedilişler olmadan
kanatmadan iç organlarımı
yalayıp geçebilirdi saçlarımı

yani ölümün sureti
yansıyınca yüzüme aynalarda
elini tutmuşum gibi
halk otobüsünde bir anda
gibi bir şeyler
bir şeyleri

kim zamanlı ölmüş ki
yarışı reddeden atlardan başka

geriye göğsüne kuşları takmış
gök kalmış
çocukluğumun bilyelerini andıran

uzanıp
seyrediyorum.




Çağdaş Ünbal



3 Şubat 2017 Cuma

Su Çiçeği


trenlerin soluklandığı yerde
bileğini kalaya çekiyor
kara gözlü bir vatman,
kimsesizlerin,
gölgesi olmayanların bakışlarından
yılkı sürüsü gibi geçiyor zaman

vitrinler daha kararmamıştır
sokak lambaları ve köfte tezgahları harlı

otel barlarında kadehler dolup boşalıyor
incecik bacaklarıyla orospular şakırdıyor koridorda
bacaklarına bakıp inanamıyorsun
dünyayı taşıdığına

bir kadeh daha.

geceye hazırlanan sokak
sabaha soyunuyor
onlar giyinirken
ve talebeler düşüyor yollara
bazıları çoktan..

sonra çöpçüler
ellerini
nefeslerin buğusuyla(..)
bakıp ellerine
mahkum olduğuna(..)

ve eteklerinden
şehir çöplüğüne düşmektedir su çiçeği
bir dolu kadehte
karanfil gibi kırılmaktadır
yarına inanmayanlar.
(otopside bu yazmayacak.)




Çağdaş Ünbal