26 Ağustos 2013 Pazartesi
Bir Günün Anatomisi
ve seni sevmekle başlıyorum güne
buluşsa da her sabah
yüzüm soğuk metalle
pencereleri bahara açıyorum
kuşlara selam verip
ıslıklıyorum yolları
ben seni sevmekle meşhurum
öğle paydosları
çay saatleri
ve mütemadiyen güneş yansımaları
hep seninle.
mesela sen
nakış işliyorsan orada
yüreğim ilmik ilmik oluyor
yasemin çiçekleri dökülüyor dibime.
ve
ay ışığına asıp ceketimi
seni sevmelerimle giriyorum yatağa.
bu ne ayıp
ne kötü
bu olsa olsa
yağmur sonrası toprak kokusu.
Çağdaş Ünbal
21 Ağustos 2013 Çarşamba
Mesai Saatleri Dışına Taşan Şiir
bütün kuşlar ölüler.
sevgilim
mesai saatinde bana
şiir kitabı tavsiye ettiler.
göçe durmuş kırlangıç yuvayı düşünmez
giden tren
kalan yolcuyu düşünmez
bak yaz çıkıyor kapıdan
asfalt halen sıcak
sen ve ben dışında
bütün şiirler diri.
rakıya fesleğen serpmek güzel fikirdi
sigarayı bırakmak da öyle
bir başına çıkılan akşam yürüyüşleri ise
bir o kadar rezil
başka türlüsü mümkün değil
alnıma şiir doğrultmalı
tetiği belki
amatör bir şaire bırakmalı
alnıma şiir doğrultmalı
çünkü mesai saatinde bana
keder tavsiye ettiler
bilemediler
kırlangıcın kanadına düşen yağmurun
kulağıma çalınan şiir gibi ölüm getirdiğini.
hangi kutsal kitapta yazar ki
bir sabah vakti
iran ellerinde açan
yasemin çiçeğinin kokusu.
şiir tutuşturdular elime
uğuldadı kulaklarım
nefes almıyorken
duydum kokusunu yaseminlerin
bu yüzden
şiir
söyledim
mesai
saatlerinde
terledi avuç içlerim.
Çağdaş Ünbal
sevgilim
mesai saatinde bana
şiir kitabı tavsiye ettiler.
göçe durmuş kırlangıç yuvayı düşünmez
giden tren
kalan yolcuyu düşünmez
bak yaz çıkıyor kapıdan
asfalt halen sıcak
sen ve ben dışında
bütün şiirler diri.
rakıya fesleğen serpmek güzel fikirdi
sigarayı bırakmak da öyle
bir başına çıkılan akşam yürüyüşleri ise
bir o kadar rezil
başka türlüsü mümkün değil
alnıma şiir doğrultmalı
tetiği belki
amatör bir şaire bırakmalı
alnıma şiir doğrultmalı
çünkü mesai saatinde bana
keder tavsiye ettiler
bilemediler
kırlangıcın kanadına düşen yağmurun
kulağıma çalınan şiir gibi ölüm getirdiğini.
hangi kutsal kitapta yazar ki
bir sabah vakti
iran ellerinde açan
yasemin çiçeğinin kokusu.
şiir tutuşturdular elime
uğuldadı kulaklarım
nefes almıyorken
duydum kokusunu yaseminlerin
bu yüzden
şiir
söyledim
mesai
saatlerinde
terledi avuç içlerim.
Çağdaş Ünbal
20 Ağustos 2013 Salı
Esintisiz Şiir
denedim, olmadı
ruh halime kılıf
bir gömlek bulunamadı.
tdk hep kalıplaştırdı
oysa biz sığdıramadık sevdamızı
dinime imanıma seviyorum ulan derken
vurduk anlatım bozukluğunun dibine
şimdi ben
işten eve dönerken
iki bira almışsam tekelden
hani cuk oturur cinsinden
bulunmuyor sözlüklerde
parçalı bulutluyum diyorum
hani ha yağdı ha yağacak
bir de dinime imanıma seviyorum
gel de yaz.
olmuyor
durmuyor haliyet i ruhiyemin üstünde
salonun ortasına atmışım bir tabure
ulan deli misin
ne duruyorsun orta yerde
"sıkılıyorum ağabey"
neşet ölmeyeydi iyiydi diyorum
bir o duvara
bir bu duvara
kalk ışıkları kapa
tdk dan çare yok
neşet öldü
yağmur yağmıyor.
bu nasıl yalnızlıktır
kokusundan durulmuyor.
Çağdaş Ünbal
18 Ağustos 2013 Pazar
Falanca Duygular İçin Söylenmiştir.
ey elimizi cebimizde esir tutan çaresizlik
karanlıklar içinde yiten mum parçası
sövgü boynumun borcu
bu ahd
bu rüya
sigarasını alnına doğrultulmuş bir silah gibi
soluksuz bırakanlar var
ve elbette kaldırım boyu ağlayanlar
bir serçe nasıl ağlarsa öyle
bu masal başka masal
garip edebiyatı vesaire
neyse işte
güzel gözlü bir kıza aşık olunca
doğurdu kibirli çaresizliğimiz, çoğaldı
altının değer kaybetmesi kimin umrunda
korsan bir kitap almışsın renksiz
karakteri tutunmuş dünyaya aşkla
senin tam tersin oysa
tüp de bitmişse üstelik evde
gökyüzünden başka dostu yok insanın
sonra kapatıp ışıkları
söversin azar azar
çaresizliğine kılıf olur sevdan
diyemezsin
susarsın usulca
ararsın karakteri gibi renkli olmayan kitaplar arasında
bazen bulamazsın
gökyüzüne açılan bir pencere.
Çağdaş Ünbal
karanlıklar içinde yiten mum parçası
sövgü boynumun borcu
bu ahd
bu rüya
sigarasını alnına doğrultulmuş bir silah gibi
soluksuz bırakanlar var
ve elbette kaldırım boyu ağlayanlar
bir serçe nasıl ağlarsa öyle
bu masal başka masal
garip edebiyatı vesaire
neyse işte
güzel gözlü bir kıza aşık olunca
doğurdu kibirli çaresizliğimiz, çoğaldı
altının değer kaybetmesi kimin umrunda
korsan bir kitap almışsın renksiz
karakteri tutunmuş dünyaya aşkla
senin tam tersin oysa
tüp de bitmişse üstelik evde
gökyüzünden başka dostu yok insanın
sonra kapatıp ışıkları
söversin azar azar
çaresizliğine kılıf olur sevdan
diyemezsin
susarsın usulca
ararsın karakteri gibi renkli olmayan kitaplar arasında
bazen bulamazsın
gökyüzüne açılan bir pencere.
Çağdaş Ünbal
13 Ağustos 2013 Salı
Rüyalama Kırk Üç
karşılıklı sevda
cereyan yapıyor dilimde
keder mesela
keklik kokuyor bir sabah vakti
oysa başlı başına
teşebbüs sebebi intihara
sonra o adamlar gülüyorlar
parklarda mutluluğu güdüyorlar
çaya şeker atlamayı unutuyor bayan çok şeker
havalar da çok iyi
sokak bir acayip
ilahi falan söylüyor kediler
dedim ya karşılıklı sevda
yaramıyor bana
ondan geriye saymadan bayılmışlığım çok
allaha şükür bünye de alışkın mevzulara
yahu ne oluyor demeye kalmadan
hoop
aklım havada
midemdeki ağrı sigaradan, eminim
ya gökyüzünün telvin hali
zemheride açan çiçekler
biri başıma sert bir şiirle vurmuş olmalı
yoksa ne işi var erik dalında kiraz yaprağının
bu kelimelerin ne anlamı var
elbet gökyüzü başka
ona elhamdülillah.
Çağdaş Ünbal
7 Ağustos 2013 Çarşamba
Yol Sonrası Söylenmiştir.
yolların ayakta bıraktığı iz
ayağın yolda bıraktığından fazlaydı
yaz sonu güneşi ne kadar ısıtırsa evi
işte o kadar
yol ile soğuk ev ilişkisi gözaltı torbası
sözlüklerde aramak nafile.
incir ağacının gölgesi malum
ve yaz sonu
bütün iklimler aslında ayaz
yalnızlık dediğin
yürümek yolu
kaldırmadan başını.
toprağın denize ulaştığı yerde güneş batıyor
insan seli alsancak
karanlık örtmeli yalnızlıkları
hesap kesmeli artık
yoksa bu ayan ve beyan durumu
deniz temizlemek zorunda kalacak.
rüzgar nereden eser ise o yan söylemekte
rüzgar bu konuşur elbette
yine de halince anlamaya
rüzgar olmak gerek bozkırda.
o vakit nereye gittin ise
sırtında tarifi mümkün olmayan kederle
duvarları griye boyamak
boynunun borcu
bir nevi tüzük hazırlamak yalnızlığa
maddeler birbirini takip ederken
kaybolan güneş
çekilen perdeler
çaysız bir ocak
ocaksız bir ev...
bir başına büyütülen kederler
mübarek at soyu
gittikçe hızlanan bir dünya
ellerine alıp bir kitabı ortasından başlamak
hikayenin başı fikrimce sabit
elbet yine de duvarlar
mutlak suretle oradalar.
gittikçe kalabalıklaşan
inmektedir yalnızlığın merkezine.
Çağdaş Ünbal
3 Ağustos 2013 Cumartesi
Bakkalda İşlenen Cinayetin Tatbikatı
her halini düşündüm
radyoya uzanışını, sigarayı tutuşunu
ekmeği bölüşünü
kitabın sayfasını çevirişini
ayakkabı bağcıklarını bağlayışını
bakkala camel soft deyişini
bunalınca saçlarını geriye atışını
gözlüklerini düzeltişini
sonra pazarda elmalara dokunuşunu
bir polenin burnuna kaçışını
siz de görün deyişini
çaya şeker atışını
her halini düşündüm
her halini düşündüm de
bir bana bakarken tahayyül edemedim seni
kalbimin hızla çarpması engelledi bunu
ritim bilmeyen bir bateristti ve intihara meyilliydi kalbim
yani ben bir bakkal olsaydım
ve sen bana camel soft demiş olsaydın
muhtemelen bir cinayet işlemiş olacaktın, haberin yok.
Çağdaş Ünbal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)