19 Kasım 2014 Çarşamba

Bir Garip Savunma Sanatı


bir adam çiviyle ayasını yontuyor
üstelik ortada geçerli hiçbir kutsal ruh da yokken

daha evvel de
ayaklarına bağlanmış taşlarla 
salonun orta yerinde durmuştu öylece
bazen suyun üstünde de nefes alınamaz' 
diye not düşülmüştü ajandalarda
elbet herhangi bir cumartesi gününe ağustosun 

güvercinlere bakmaktan başının döndüğü bir ikindi
toprağa mektup çizmişti adam
evet bazen toprağa mektup çizilir-de-
güvercinler onu taşıyamaz
yer yarılmaz,
kalkılır gidilir
belki uyunur
-siz de bilirsiniz.

hayır ağlamıyorum
onlar benim süt dişlerim

meyhanenin naylon masa örtüsünde ay düşledi adam
akşam olmak üzereydi
üstelik meyhanenin bir çatısı vardı
kalkıp gidilemezdi işte
siz de iyi bilirsiniz ki
kalkıp gidilemez genelde
yer çekiminden ilgisiz nedenlerle

-tam da o saatlerde
kimliği belirsiz kişilerce-
'sıkıldıysan televizyonu açayım'
diye yazılıyordu lisenin duvarına

lunaparkta bir lira karşılığı yumruklanan makinelerin karşısında
öfke biriktiriyordu adam
dokunsan ağlayacaktı ama
daha neşet ertaş'ın sağ olduğu günlerdi
bilirsiniz işte
insanı ayakta tutan şeyler vardır
onlar gider 
siz duyma yetinizi kaybedersiniz

bir adam çiviyle şakaklarını yontuyor
siz de biliyorsunuz.




Çağdaş Ünbal




12 Kasım 2014 Çarşamba

Selvileme


'senin dal boyunda yara beslenir,
bilirim de..'

taşradır bu
hangi köşeyi dönsem ayrı keder
'parklarda banklar' da ne güzel tamlama!
kışlar soğuk ve yağışlı
şu patiklerimi yamasana

üstelik ritmi kaçırmış saz gibiyim biraz
birkaç telim de noksan
ve sen
ayın ondördü gibi vuruyorsun seyrime
gitme öyle, ben de şaşkınım
beni biraz uyutsana

yönetmelikler jilet olmuştur gül sakallarıma
direncim artmış, öfkem sararmıştır
tamda adam olacak çağımmış gibi
yıkılma ardıma
sana zahmet tabureye vursana.



Çağdaş Ünbal

10 Kasım 2014 Pazartesi

Geçenlere..


kim geçmiş maviliğinden gökyüzünün
suyun serininden
yükseğinden dağın

kim bir avuç zulmü sığdırıp bileklerine
bırakıp gitmiş kuşları

ki kuşlar
kutsal kitabıdır gökyüzünün

belli efendim besbelli
bu illegal bir varoluş destanı.




Çağdaş Ünbal



2 Kasım 2014 Pazar

Karanfil Ağıdı

                      "acı insana her şeyi söylediyor."
                                                muharrem ertaş


ve anılar
hep bu uzun kış gecelerinde
insana geçmişinden gün biçtiriyor kendine

soğuk salonlarda bir karanfil
kırılıveriyor
tam da sevgiliye uzatılacak yerinden
akıl alır şey değil
bir karanfil kırılıveriyor
tam da sevgiliye..

çatılar poşetinden henüz çıkarılmış
sabırsız bir jileti andırıyor
dizlerimden aşağısı protez
beni bırakın siz kaçın-
diyemiyorum
-lütfen birlikte ölelim.

diş fırçalamayı
müfredata kim koymuşsa bırakın o uyusun
siz kalın
daha çok izmarit
daha çok küfür
bir yarayı anlamlandırabilir

sonra,
belki yıldızlar
gecenin dikiş izleridir
ve bizler
kuruyamayan kan damlaları yeryüzünün
LÜTFEN güneşe çıkmayın.




Çağdaş Ünbal


26 Ekim 2014 Pazar

Bir Günün Otopsisi


irin içinde kalmış gecelerden
çok yoksunluktan
kavruk anılardan biraz da
de ki varamadın sabaha

sise sığınmış sokaklardan
sandalyeleri ters çay bahçelerinden
ağsız, oltasız deniz kenarından
yollandın da kendine
kuşlar geldi aklına, gökyüzü,
istasyon, mandalina bahçesi, bahar,
pazar kalabalığı,
savruk bir kadın ve gölün sakinliği
de ki saplandı şakağına ağrı
dönmüş bulundun eve

kapıda karşıladı seni
irin sinmiş bir ev
çok yoksunluk
kavruk anılar biraz da
zor attın kendini balkona
yüzünde bir rüzgâr oynaşıyor kirpiklerinde
uçamayacağını biliyorsun da
kollarında bir hafiflik
soğuyor bedenin.




Çağdaş Ünbal

19 Ekim 2014 Pazar

Güzelleme 17


ben seni sevmenin müdavimi
sigara jelatinine adını desenleyen
eski dilde sevda düşkünü

bak Leyla bu soluduğun çöl
kent desen cehennem
ben Mecnun'un yalın ayağı

sana bahara belenmiş şiirler yazacağım Leyla,
hiçbir aktarda bulunmayan çiçek kokularından'
-diye başlayan şiirler
basbayağı bir dua.






Çağdaş Ünbal

8 Ekim 2014 Çarşamba

Sen Bendir Tutarken Dişlerimin Terlediğidir.


kalbimdeki yolların şekilsizliğine inanıyorsun da
tenimdeki lastik yanıklarına mı..

diyelim saat 16da çıkıldı yola
ve üstelik kar kış olsun Tunceli'den bu yana

serin ve leş gibi ağızlarla sigaraya dadandığımız molalarda
yürek horozunu çekmiş
parıldıyor olsun gecenin burcunda
varılmaz değil de
ovada dara düşmüş dağlıya benzer birazda
adımı yüksekten,
kayadan kayaya seker gibi
kendini belli ediveren bir bakışta

en çok bizim bavullarımız illegaldir
yüzümüzde kış yanığı bizi parmakla göstertir
inat etmiştir bir kez
ve diyelim bizim hünerli gözlerimiz çakmak çakmak
dişlerimiz bilelenmemiş
yunan sınırından ötede tanrıların düşüğü
bir garip muamma; sevdadır taşıdığımız

şehre gökten düşmüşüzdür
tan terminalde ağarır.




Çağdaş Ünbal


https://www.youtube.com/watch?v=2Z1fEjQp5Uc