uzun yoldan geldik,
hasrete bilendik
ve zehir zemberek umutlarla
yola sığındık
bir kara kıştı
heybemizde tohumlar
düşlerimizde tohumlar
ayaklarımız bata çıka dağa
aştık
aşılması gerekeni
düzde ayaklarımız tekledi
nefesimiz aç bir geyiği andırıyordu
korkuyorduk, kokuyorduk
mızıkamızı çıkardık
çaldığımız havalardan yumuşadı
gök
ve toprak
ve onların gergin bedenleri seğirdi
bizi kabullendiler
yer gösterdiler, iliştik
bileğimizdeki kanı gizledik bir zaman
açlığımızı ve kokumuzu da
alıştılar, sakınmadılar bereketi
bir zaman biz söylemeye başladık
bizi kovdular
göç umudumuz oldu
düştük dağlara
dağlar bizi birer ikişer
birer ikişer eritti
avuçlarımıza sığar oldu bebelerimiz
umudumuz kalmadı
ve sonra
mızıkamızı kayaların üstüne bırakıp ellerimizi gökyüzüne
açtık
bize hürmet ettiler
aş verdiler
karılarımız ve çocuklarımız semirdi
sakallarımız dizlerimize indi
unuttuk ayaklarımızdaki çamuru
silindi dağlar..
Çağdaş Ünbal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder