11 Mayıs 2013 Cumartesi

Kırmızı Kederli Kadınlara

kederinden kuduruyor kaldırımlar
o türküler çarptıkça kıyılarına

bir kadın bekliyor 
kırmızı paltosu sanki imzası
birleştirmiş ellerini
otogar mı desem hal önü mü
bir bulvar belki incecik
kadın kaldırmış başını
türkü söylüyor. 

herkes gidiyor
o da gitmeli muhakkak
dudaklarını ısırıyor, ağlamıyor
inat ediyor
o kış akşamından hesap sorar gibi
türküye eşlik ediyor.

karıştırıyor çantasını
bulmak istiyor bir eski eşyasını
durmuş bulvarın ortasında
birleştirmiş ellerini 
alayına küfreder gibi
türkü söylüyor 
kırmızı kederli kadın.

sallanıyor bir ince dal gibi
bedeninde çiçeklere yer açar gibi
kiraz mı demeli erik mi bilmem
bir portakal belki kokusu burnunda
tutunur gibi yaşama
türküye eşlik ediyor
kederi saklı kadın.

türkü bitecek
yollanacak hayatına buharı ağzında
bahara dayanmışken sokaklar 
incecikten titreyecek şair bozuntusu
altüst olacak tüm dengesi
bir iki kelam edip
sükuta bürünecek
kederi kırmızı kadın bunu bilmeyecek.


Çağdaş Ünbal







9 Mayıs 2013 Perşembe

Ah Burçak Ünlü

                                                                                                                   ah muhsin'e  


gün gelir Burçak da sevmediğine yanar
kanser dediğin
mezarlıkta biten başıboş çiçekler

sol adımla mı geldik ağabey biz dünyaya diye sorasım var
nerede karşılaşsak bilemedim
gel otur bir çay ısmarlayayım diyemedim
gazetelerden filan işte bazen de ödüllerden
kimse o şeyh söyle
şirke yataklık eden bedenimde dualara yer çok
sen de düşünme artık
burçak da sevmiştir seni
fakat basmamıştır yayınevleri

bak herkes kanıyor yarasına aynadan bakarak
rüzgar ekip fırtına biçiyor herkes
yalnız biz mi üşüyoruz diye düşünmek kanserine biber sürer
sen çaya şiir ban
yoksa kanser illetinin ekmeğine yağ sürecek zaman
şair olmadan öleceğiz
yanımıza aldıracağımız kurumuş birkaç çiçek.



Çağdaş Ünbal

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Süper Kahraman Çaresizliği

güneşi avuç içlerime alıp
batırsam okyanusun dibine
balıklar da görseler ışığın su altında kırılışını
dehşete düşse mavilik
yani bu güç mevcut olsa bende
yine de kulaklarına ulaşmanın bir yolunu bilmiyorum; şiirden başka.

göç yolunu değiştirsem kuşların
zeus'a meydan okusam, yıldırımları yutsam
kara bir gölge olup çöksem mitolojiye
yine de gözlerine ulaşmanın bir yolunu bilmiyorum; şiirden başka.

süper kahraman çaresizliği benimki
"şair adam" olmak için oldukça çirkinim
yine de
şiirden
şiirden
şiirden başka
bilmiyorum, çaresizim.


Çağdaş Ünbal

7 Mayıs 2013 Salı

Çiçekle Söyleşi

bütün çiçeklere isminle sesleniyorum
gökyüzü, bulutlar, ovalar
her ne varsa sonsuzluğu anlatacak
isminle anıyorum.

ben seni seviyorum
bu bir ifade şeklidir
ki ana dilimde yanmak demektir, kaybolmak güne bakanların arasında
kuş dilinde çalı çırpı toplamak belki, bilemiyorum
yine de adını anarak ulaşırken sonsuzluğa
adının ardında aitlik eki olsun istiyorum
bunca kapital hengamede
bir takı
iki harf
sonsuz aitlik
gel gör nasıl güler gözlerim
Ayfer'im demek; gülüyorum demek cennet dilinde
doldurmak gömleğimden içeri
gökyüzünü, güne bakanları, ovaları
bin bir renk çalı çırpı toplayan kuşları.

Çağdaş Ünbal

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Sokakta Rüya

Sokağın başına vardığında durdu. Ardını dönmeden öylece durdu. Akşam üzeri serinliği terini çabucak kuruttu. Balkonlara serilmiş çamaşırlar sokağı karnaval yerine dönüştürmüştü. Başını kaldırmadan bir sigara yaktı. Dönüp bakacaktı fakat hazırlanmalıydı. İnsan geride bıraktıklarına bakmak için şartların olgunlaşmasını bekliyor. İnanıyor şartların olgunlaşacağına. O an geldiğinde galip bir komutan gibi dikip başını geride bıraktıklarına bakıyor. Oysa Ahmet başını kaldırmadan geriye döndü. Bir süre hareketsiz kaldı. Sigarasından aldığı derin nefes kendine karşı vereceği savaşın işaretiydi. Kaldırdı başını. Her şeydi geride kalan, her şey. Çocukluğu, ailesi, sevdiği kız, arkadaşları, ilk bira, sarhoşluk, geride kalan; yaşadığıydı. Öylece bakakaldı. Ellerini nerede tutacağını bilemedi. Sanki bütün uzuvları isyana kalkışmıştı. Kontrol edemiyordu. Güneş iyice kızarmıştı. Batmak için saniyeleri sayıyordu. Sokak lambasının yanmasıyla Ahmet'in gölgesi sokağa düştü. Demek gölgesini de ardında bırakacaktı. Onun için şartların olgunlaşması herkesi geride bırakmak demekti. Belki gitmenin de ilk kuralıydı bu. Oysa bütün kurallar anlamsızdı. Ahmet bunları düşünmedi. Sigara parmaklarını yaktığında kendine gelebildi. Sokak evine çekiliyordu. Annesinin seslenişini duymayan bir kaç çocuk, işten dönen bir kaç yorgun. Tüm direncini toplamalıydı Ahmet. Bir kez döndü mü ardına bakmamalıydı. Sokaktan çıkmalı, semti terk etmeli, şehri geride bırakmalı..Gitmeliydi. O an Ahmet'i caydıracak ne kadar sıcak duygu varsa üşüşmüştü başına, bir türlü dönemiyordu sırtını hayatına. Sanki bunca yılın zehir zemberek anıları terk etmişti de sadece güzel anları kalmıştı geriye. -Eğer bu dünyada sırat köprüsü gibi bir şey varsa bu gitmek ile gitmemek anında yürüdüğün gayet kalın bir yoldur.- Rüzgar yüzünü öyle bir yalıyordu ki gitmesi için destek mi veriyor, kalması için sarılıyor mu kimse bilemedi. Kırk yıllık bir figüranın esas kızdan ayrılışını yeniden sahneye koyar gibi hızla döndü Ahmet. Sokak arkasındaydı. Gidiyordu. Geride bırakıyordu. İlerledikçe adımları hızlanıyor, yetişme telaşına düşüyordu. Aklında bekleyenin olmadığı varsa bacakların kendiliğinden hızlanmaz. Yalan. Kimsesi yoktu artık. Oysa uçuyordu Ahmet. Kanatlanmıştı.

-Ahmed kalk lann. saat kaç oldu .mına koyayım deli gibi uyuyon
-ne oldu 
-kalk diyom saat kaç oldu, daha kartona çıkacaz
-hay .ikeyim ne güzel rüya görüyodum
-ne görüyodun lan
-ne bilem; ailem, arkadaşlarım, sevdiğim, evim falan varmış, bende onları terk ediyormuşum.
-heyy allahım ya nereye gidiyomuşsun peki?
-bilmem. karton toplamaya galiba.

Çağdaş Ünbal

Kör Aşık

sensizliği doldurdum ceplerime
kalk gel,
yokluğunu taşlayalım
yoksa kör öleceğim

Çağdaş Ünbal







5 Mayıs 2013 Pazar

Veresiye Defteri

Yaraladıkça bu akşamlar
bu kalabalık, bu gürültü
çekip gideceğim gözlerim gökyüzünde, bir akşam üstü

değirmenler dönecek usulca
kör bir kuş saçakların altına saklanacak
yağmur yağacak elbet 
giderken ben gardan kalkan vapurla

ve sesleneceğim;

benim cebimde bu kadar direnç var ey hayat
veresiye yazacaksan da yazma
bu umutsuzlukla ödeyemem zamanla


Çağdaş Ünbal